
Tavizsiz Seçim: Taşıyıcı Anneler Programa Nasıl Seçiliyor
Pek çok kişi taşıyıcı anne olmanın zor olmadığını düşünür. Kadının kendi çocuğu varsa, sağlığı yerindeyse ve başka bir aileye yardım etme isteği taşıyorsa bunun yeterli olduğu sanılır. Bu nedenle birçok aday, ilk görüşmeden ya da birkaç tıbbi incelemeden sonra “Maalesef programa katılamazsınız.” yanıtını aldığında şaşırır.
Bunun nedeni kliniklerin “mükemmel” kadını araması değildir. Sebep çok daha derindir. Modern üreme tıbbında taşıyıcı anne yalnızca kendi sağlığından sorumlu değildir. Yıllardır bir bebeği bekleyen başka bir ailenin çocuğunun gelişimi onun vücuduna bağlıdır. Bu nedenle seçim süreci son derece titizdir. İlginç olan ise adayların çoğunun, farkında bile olmadıkları nedenlerden dolayı elenmesidir.
Reddedilmenin en yaygın nedeni hastalıklar değildir
İnsanlar tıbbi değerlendirmeyi düşündüklerinde akıllarına ciddi hastalıklar gelir. Oysa bu, en sık karşılaşılan neden değildir. İlk görüşmeye gelen kadınların büyük bölümü kendilerini tamamen sağlıklı kabul eder. Çalışırlar, çocuklarını büyütürler ve ciddi sağlık sorunları yaşamamışlardır. Ancak taşıyıcı annelik, günlük yaşamdan çok daha yüksek sağlık standartları gerektirir.
Vücudun yalnızca hamileliği taşıyabilmesi yeterli değildir. Dokuz ay boyunca bebeğin gelişimi için mümkün olan en güvenli ortamı sağlaması gerekir. Bu nedenle günlük yaşamı neredeyse hiç etkilemeyen küçük sağlık farklılıkları bile programa kabul edilmemek için yeterli olabilir.
Geçmiş gebelik adeta bir “sınavdır”
Bir kadının vücudunun hamilelik sırasında nasıl davrandığını anlamanın en iyi yolu, bunu daha önce nasıl yaşadığına bakmaktır.
Bu nedenle doktorlar şu konuların tamamını değerlendirir:
- erken doğum yaşanıp yaşanmadığı;
- preeklampsi gelişip gelişmediği;
- gebelik diyabeti görülüp görülmediği;
- ciddi kanama olup olmadığı;
- doğumun nasıl geçtiği;
- doğumdan sonra vücudun nasıl toparlandığı.
Bazen geçmişte yaşanan tek bir zor gebelik bile aynı sorunların tekrar etme riskinin yüksek olduğunu gösterebilir. Bu, kadının hasta olduğu anlamına gelmez. Sadece gelecekteki bebek için riskin uluslararası tıbbi standartların izin verdiğinden daha yüksek olabileceğini gösterir.
Sağlıkla ilgili her özellik gözle görülemez
Birçok sağlık sorunu hiçbir belirti vermez. Kadın kendisini tamamen iyi hissedebilir, ancak yapılan muayenelerde rahim yapısına ait farklılıklar, ameliyat izleri, endometriumdaki değişiklikler veya embriyonun tutunmasını ya da gebeliğin seyrini etkileyebilecek başka faktörler tespit edilebilir. Bu nedenle ultrason, laboratuvar testleri ve farklı uzmanlık alanlarından doktor muayeneleri yapılır.
Doktorlar programa başlamadan önce ne kadar fazla bilgi edinirse, hamilelik sırasında beklenmedik durumlarla karşılaşma olasılığı da o kadar azalır.
Yaş, pasaporttaki rakamdan daha fazlasıdır
Sık sık şu söz duyulur: “Henüz 39 yaşındayım ve kendimi harika hissediyorum.” Bu elbette mümkün olabilir. Ancak tıp, kişinin kendini nasıl hissettiğini değil, istatistikleri değerlendirir.
Belirli bir yaştan sonra şu riskler giderek artar:
- yüksek tansiyon;
- gebelik diyabeti;
- erken doğum;
- doğum sırasında komplikasyonlar.
Bu nedenle klinikler programa katılım için yaş sınırları belirler. Bu sınırlar kişisel tercihlere değil, uzun yıllara dayanan bilimsel tıbbi araştırmalara dayanır.
Bazen sorun tıbbi bile değildir
Oldukça sık olarak bir aday tüm tıbbi testleri başarıyla geçer. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Taşıyıcı annelik programı yaklaşık bir yıl sürer. Bu süre boyunca kadının düzenli kontrollerden geçmesi, doktorların önerilerine uyması, randevularına zamanında gelmesi, reçete edilen ilaçları kullanması ve belirli kısıtlamalara hazır olması gerekir.
Daha ilk görüşmede kişinin tıbbi önerilere uymaya hazır olmadığı veya programın sorumluluğunu tam olarak kavramadığı görülürse, bu da reddedilme nedeni olabilir. Klinik için önemli olan yalnızca sağlıklı bir taşıyıcı anne bulmak değil, aynı zamanda gebeliğin her aşamasına sorumlulukla yaklaşacak güvenilir bir iş ortağı bulmaktır.
Psikolojik hazırlık da en az tıbbi değerlendirme kadar önemlidir
Birçok kişi bu aşamayı hafife alır. Oysa psikolog yalnızca kadının “doğumdan sonra üzülüp üzülmeyeceğini” değerlendirmez. Görevi bundan çok daha kapsamlıdır.
Uzman şu konuları değerlendirir:
- adayın programın tüm özelliklerini anlayıp anlamadığı;
- doktorlarla uzun süreli iş birliğine hazır olup olmadığı;
- ailesinin kendisini destekleyip desteklemediği;
- üzerinde dış baskı bulunup bulunmadığı;
- motivasyonunun tamamen kendi isteğine dayanıp dayanmadığı.
Programa en başarılı şekilde uyum sağlayan kadınlar, rollerini iyi anlayan ve bu kararı kendi iradeleriyle verenlerdir.
Bu neden gelecekteki ebeveynler için de önemlidir?
Çocuk sahibi olmayı bekleyen çiftler için bu kadar sıkı bir seçim süreci gereksiz görünebilir. Sonuçta herkes programa mümkün olduğunca hızlı başlamak ister. Ancak gelecekte yaşanabilecek çok daha ciddi sorunların önlenmesini sağlayan en önemli aşamalardan biri tam da bu seçim sürecidir.
Programa kabul edilmeyen her aday, potansiyel olarak şu risklerin önlenmesi anlamına gelir:
- başarısız embriyo tutunması;
- düşük;
- ciddi gebelik komplikasyonları;
- erken doğum;
- taşıyıcı annenin sağlığı açısından oluşabilecek riskler.
Başka bir ifadeyle, titiz seçim süreci ebeveyn olma yolunda bir engel değil, bu yolun en önemli güvencelerinden biridir.
Güvenlik hamilelik başlamadan önce başlar
En başarılı taşıyıcı annelik programları embriyo transferiyle değil, bebeği taşıyacak kadının doğru seçilmesiyle başlar. Bu nedenle BioTexCom’da her aday çok aşamalı bir değerlendirme sürecinden geçer: tıbbi muayeneler, laboratuvar testleri, farklı branşlardan doktor değerlendirmeleri, psikolojik inceleme ve hukuki kontrol. Programa yalnızca belirlenen tüm kriterleri karşılayan kadınlar kabul edilir.
İşte bu nedenle adayların büyük çoğunluğu seçim sürecini geçemez. Ve tam da bu sayede gelecekteki ebeveynler, hamileliğin hem bebek hem de taşıyıcı anne için mümkün olan en güvenli koşullarda ilerleyeceğinden emin olabilirler.