Kendi embriyolarınıza sahip olup yine de doğum yapamamak mümkün mü? Neden?

Üreme tıbbında ilk bakışta paradoksal görünen bir durum vardır: Kadının yumurtalıkları çalışır, yumurta hücreleri elde edilebilir, döllenmeden sonra iyi kalitede embriyolar gelişir — ancak kadın gebeliği kendisi taşıyamaz.

Bunun nedeni, embriyo oluşturmak ile bebeği taşımak ve doğurmanın biyolojik olarak iki farklı süreç olmasıdır. İlk süreç büyük ölçüde yumurtalıkların işlevine ve üreme hücrelerinin kalitesine bağlıdır. İkinci süreç ise rahim, endometrium, kadının genel sağlık durumu ve vücudunun yaklaşık dokuz ay boyunca gebeliği güvenli bir şekilde sürdürebilme kapasitesiyle ilişkilidir.

Bu nedenle gebeliği imkânsız veya tehlikeli hale getiren bir tanı, kadının genetik olarak kendi çocuğuna sahip olamayacağı anlamına gelmez.

Yumurtalıklar çalışıyor, ancak rahim gebeliği taşıyamıyor

En belirgin örnek rahmin olmamasıdır. Bu durum doğuştan olabilir. Örneğin Mayer-Rokitansky-Küster-Hauser sendromunda kadının yumurtalıkları normal şekilde çalışabilirken rahim hiç gelişmemiş veya yeterince gelişmemiş olabilir.

Başka bir durum ise kanser, ciddi kanama, doğum sonrası ağır komplikasyonlar veya başka hastalıklar nedeniyle rahmin cerrahi olarak alınmış olmasıdır.

Yumurtalıklar korunmuşsa yumurta hücresi üretmeye devam edebilirler. Yumurtalıkların uyarılmasıyla bu hücreler elde edilebilir, partnerin spermleriyle döllenebilir ve embriyolar oluşturulabilir. Yani kadın gebeliği fiziksel olarak taşıyamasa bile genetik olarak anne olma imkânını koruyabilir.

Rahim var, ancak gebelik normal şekilde gelişmiyor

Durum her zaman bu kadar açık değildir. Bazen rahim anatomik olarak vardır, adet döngüsü devam eder ve iyi kalitede embriyolar elde edilebilir. Ancak sorun embriyo transferinden sonra ortaya çıkar.

Rahimdeki ciddi patolojiler, ileri derecede rahim içi yapışıklıklar, rahim boşluğundaki önemli deformasyonlar, geçirilmiş ameliyatların sonuçları veya endometrium hasarı embriyonun tutunmasını ya da gebeliğin normal gelişimini engelleyebilir.

Özellikle kadının birbiri ardına embriyo transferleri geçirdiği durumlar oldukça zordur. Embriyolar umut verici görünebilir, bazen genetik testlerden de geçebilir, ancak gebelik oluşmaz veya gebelik kaybı yaşanır.

Burada sorunun mutlaka rahimden kaynaklandığı sonucuna hemen varmamak önemlidir. İmplantasyon başarısızlığının ve tekrarlayan gebelik kayıplarının farklı nedenleri olabilir. Ancak kapsamlı değerlendirmelerin ardından bazı vakalarda doktorlar sorunun embriyo oluşturmakta değil, gebeliği taşıyabilmekte olduğu sonucuna varabilir.

Gebelik mümkün olduğunda ancak çok tehlikeli olduğunda

Başka bir hasta grubu daha vardır. Teorik olarak bu kadınlar hamile kalabilir. Ancak asıl soru artık gebeliğin oluşup oluşmayacağı değil, gebeliğin kadının sağlığı açısından nasıl bir risk yaratacağıdır.

Gebelik; kalp-damar sistemi, böbrekler, akciğerler ve diğer organlar üzerinde önemli bir yük oluşturur. Bazı ciddi hastalıklarda bu yük kadının sağlığı veya yaşamı açısından ciddi bir risk oluşturabilir.

Böyle bir durumda başarılı bir embriyo transferi tek başına temel hedef değildir. Üreme tıbbı ekibinin amacı, hastayı tıbbi açıdan kabul edilemez bir riske maruz bırakmadan çocuk sahibi olmanın uygun yolunu bulmaktır. İşte bu noktada infertilite ile gebeliği güvenli bir şekilde taşıyamamak arasındaki fark çok daha belirgin hale gelir.

Sağlıklı bir embriyo, gebeliğin mümkün olduğu anlamına gelmez

Şöyle bir durum düşünelim: Tüp bebek programı sonucunda birkaç embriyo elde edildi. Yapılan değerlendirmelerden sonra doktorlar bunların arasında transfer için uygun embriyolar olduğunu düşünüyor. Ancak hastanın rahmi yok veya sağlık durumu gebeliği taşımasına izin vermiyor. Peki bu durumda ne yapılabilir?

Embriyo, genetik annesi onu taşıyamadığı için potansiyelini kaybetmez. Yasal olarak izin verilen ve gerekli tıbbi endikasyonların bulunduğu ülkelerde seçeneklerden biri taşıyıcı annelik olabilir.

Hastanın yumurta hücresi ve eşinin spermi kullanılarak oluşturulan embriyo, taşıyıcı annenin rahmine transfer edilir. Taşıyıcı anne; embriyonun tutunması, plasentanın gelişmesi ve fetüsün gebelik boyunca büyümesi için gerekli koşulları sağlar, ancak bu durumda çocuğun genetik annesi değildir. Bu, taşıyıcı annelik hakkındaki tartışmalarda sıklıkla gözden kaçan önemli bir ayrıntıdır.

Taşıyıcı annelik yalnızca “rahim olmadığında” gerekli değildir

Taşıyıcı anneliğin yalnızca rahmi alınmış kadınlar için gerekli olduğu yönünde yaygın bir düşünce vardır. Gerçekte ise tıbbi durumlar çok daha çeşitlidir.

Rahimdeki ciddi patolojiler veya deformasyonlar, gebeliğin taşınmasını imkânsız hale getiren durumlar ve gebeliğin kadının sağlığı açısından ciddi tehlike oluşturduğu hastalıklar bu seçeneğin değerlendirilmesine neden olabilir. Bazı durumlarda ise bu konu çok sayıda başarısız tedavi girişimi veya tekrarlayan gebelik kayıplarından sonra gündeme gelir. Ancak öncelikle bu başarısızlıkların nedenlerinin ayrıntılı olarak araştırılması gerekir.

Bu nedenle taşıyıcı annelik kararı yalnızca başarısız embriyo transferlerinin sayısına göre verilmemelidir. Öncelikle doktorların şu temel soruya yanıt vermesi gerekir: Bu kadın gebeliği güvenli bir şekilde taşıyabilir mi ve denemelere devam etmek tıbbi açıdan anlamlı mı?

Bazen sorun çocuğu oluşturmak değil, onun nerede gelişebileceğidir

Bu, söz konusu durumların belki de en doğru açıklamasıdır. Üreme sistemi tek bir mekanizmadan ibaret değildir. Rahim görevini yerine getiremezse bile yumurtalıklar iyi çalışabilir. Bunun tersi de mümkündür: Bir kadın gebeliği taşıyabilecek durumda olabilir, ancak yaşı veya yumurtalık rezervindeki ciddi azalma nedeniyle artık canlı bir embriyo oluşturulabilecek yumurta hücrelerine sahip olmayabilir. Böyle bir durumda tamamen farklı bir seçenek, örneğin yumurta donasyonu değerlendirilebilir.

Bu nedenle “kadın çocuk sahibi olamaz” ifadesi tıbbi açıdan fazla geneldir. Asıl önemli olan, sorunun hangi aşamada ortaya çıktığını belirlemektir: yumurta hücresinin elde edilmesinde mi, embriyonun oluşturulmasında mı, implantasyonda mı yoksa gebeliğin taşınmasında mı?

Sorun gebeliğin taşınması ise ancak çift kendi embriyosunu oluşturabiliyorsa, taşıyıcı annelik normalde aynı kadının vücudu tarafından gerçekleştirilen iki işlevin ayrılmasını sağlar: genetik annelik ve gebeliğin taşınması.

İşte bu nedenle bazı hastalar için taşıyıcı annelik “normal gebeliğe alternatif” değil, kendi embriyolarını oluşturabildikleri ancak gebeliği güvenli bir şekilde taşıyamadıkları durumlarda genetik olarak kendilerine ait bir çocuğun dünyaya gelmesini sağlayan tıbbi bir yoldur.