Üç DNA’nın Tıbbı: Daha Dün Bilim Kurgu Gibi Görünen Teknoloji

Şöyle bir durum hayal edin. Bir doktor, bir çifte, geleneksel tüp bebek tedavisi (IVF) defalarca başarısız olmuş olsa bile genetik olarak kendilerine ait bir çocuk sahibi olabileceklerini söylüyor. Üstelik bunun için üç kişinin genetik materyali kullanılacak.

Birkaç yıl önce böyle bir ifade bir bilim kurgu romanının konusu olabilirdi. Bugün ise bu teknoloji, modern üreme tıbbının en çok konuşulan gelişmelerinden biri haline gelmiştir. Bu teknoloji farklı şekillerde adlandırılıyor: “üç ebeveynli bebek”, “üç DNA’nın tıbbı” veya mitokondriyal replasman tedavisi. Ancak dikkat çekici başlıkların arkasında, ilk bakışta göründüğünden çok daha ilginç bir hikâye yatıyor.

Neden Bazen Kaliteli Embriyolar Bile Gebelikle Sonuçlanmaz?

İnsanlar kısırlık hakkında konuşulduğunda genellikle yumurtaları, sperm hücrelerini veya hormonları düşünürler. Oysa daha az bilinen başka bir faktör daha vardır: mitokondriler. Mitokondriler, hücrelerin içinde bulunan ve enerji üretiminden sorumlu olan çok küçük yapılardır. Bu nedenle sıklıkla “vücudun enerji santralleri” olarak adlandırılırlar.

Genç yaşlarda mitokondriler oldukça verimli çalışır. Ancak yıllar geçtikçe işlevleri yavaş yavaş zayıflar. İşte bu nedenle 40 yaşından sonra birçok kadın, embriyolar oluşmasına rağmen gebeliğin gerçekleşmediği veya erken dönemde sonlandığı durumlarla karşılaşır. Aslında sorun ebeveynlerin genlerinde değil, embriyonun gelişmesini sağlayan hücresel ortamda olabilir. Üç DNA’nın tıbbının hikâyesi tam da burada başlıyor.

Üçüncü Kişi Ama Üçüncü Ebeveyn Değil

Mitokondriyal replasman tedavisiyle ilgili en yaygın yanlış inanış, çocuğun üç ebeveyne sahip olduğu düşüncesidir. Ancak durum tam olarak böyle değildir. Gelecekteki çocuğun genetik bilgisinin yaklaşık %99,8’i kendi anne ve babasından gelir.

Bu genler şunları belirler:

  • dış görünüşü;
  • göz rengini;
  • yüz hatlarını;
  • boyunu;
  • zihinsel potansiyelini;
  • bireysel özelliklerini.

Donörden yalnızca sağlıklı mitokondriler aktarılır; bu da genetik materyalin yaklaşık %0,2’sine karşılık gelir. Başka bir deyişle, donör çocuğun kime benzeyeceğini belirlemez. Sadece onun gelişimi için sağlıklı bir hücresel ortam oluşturulmasına yardımcı olur. Bu, pahalı bir cihazın kendisini değiştirmeden yalnızca pilini değiştirmeye benzetilebilir.

Bu Teknoloji Nasıl Çalışır?

Süreç oldukça karmaşık görünse de amacı oldukça basittir. Doktorlar, anne adayının genetik materyalini alır ve çekirdeği önceden çıkarılmış bir donör yumurtasına aktarırlar.

Sonuç olarak şu bileşenleri içeren bir yumurta hücresi elde edilir:

  • annenin DNA’sı;
  • donörden gelen sağlıklı mitokondriler.

Daha sonra bu yumurta, babanın sperm hücresiyle döllendiğinde oluşan embriyo hem ebeveynlerinin genetik özelliklerini taşır hem de sağlıklı mitokondrilerin sağladığı enerji desteğinden yararlanır. İşte bu nedenle bu teknolojiye “üç DNA’nın tıbbı” denilmektedir.

Bu Teknoloji Kimler İçin Geliştirildi?

Mitokondriyal replasman tedavisi başlangıçta mitokondriyal hastalıkların çocuklara aktarılma riskini taşıyan aileler için geliştirilmiştir. Ancak zamanla doktorlar bu yöntemin başka önemli avantajlarını da fark ettiler.

Bu teknoloji şu durumlarla karşılaşan kadınlar için faydalı olabilir:

  • yaşa bağlı yumurta kalitesi düşüklüğü;
  • erken menopoz;
  • düşük AMH seviyesi;
  • tekrarlayan başarısız tüp bebek denemeleri;
  • tekrarlayan düşükler veya gelişimi duran gebelikler;
  • embriyo implantasyonunda tekrarlayan başarısızlıklar.

Bu nedenle günümüzde mitokondriyal replasman tedavisi, ileri üreme yaşındaki hastalar için en umut verici üreme teknolojilerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

40 Yaş Sonrası Kuralları Değiştiren Teknoloji

Henüz on yıl önce, 40 yaşın üzerindeki birçok kadına yalnızca donör yumurta seçeneği sunuluyordu. Bu yöntem birçok kadın için anneliğe giden yol oldu ve hâlâ son derece etkili bir seçenek olmaya devam ediyor. Ancak tıp gelişmeye devam ediyor. Mitokondriyal replasman tedavisi, karmaşık klinik durumlarda bile kadının kendi genetik materyalini kullanabilmesine olanak tanıyan yeni bir fırsat sunuyor.

Bu nedenle giderek daha fazla uzman, bu yöntemi 21. yüzyıl üreme tıbbının en ilgi çekici gelişim alanlarından biri olarak görüyor.

Gelecek Çoktan Geldi

Her yeni tıbbi teknoloji benzer bir süreçten geçer. Önce ona bilim kurgu denir. Sonra deneysel olduğu söylenir. Ardından çığır açan bir yenilik olarak kabul edilir. Ve zamanla tıbbın sıradan bir parçası haline gelir. Görünüşe göre bugün üç DNA’nın tıbbı için de tam olarak bu yaşanıyor.

Kısa bir süre önce bilim insanları arasında tartışmalara neden olan bu teknoloji, bugün ailelere yıllardır hayalini kurdukları şeyi sunuyor: sağlıklı ve genetik olarak kendilerine ait bir çocuk sahibi olma şansı. Belki de birkaç yıl sonra, bu teknolojinin varlığına değil, bir zamanlar imkânsız göründüğüne şaşıracağız.